Uncategorized

Covid-19: Yeni bir tecrübe

İlk defa 2019’da Çin’de ortaya çıkan Covid-19, tüm dünyada yayılmaya, insanları enfekte etmeye ve can almaya devam ediyor.  Ülkemizde Corona virüsünün ilk tespit edilmesinden sonra 2. ayımıza girdik. Bilim insanları sosyal izolasyona dikkat çekerken, siyasi merciler ‘evde kal’ çağrıları yapıyor. Elbette bu süreç evde olsak da, dışarıda çalışsak da hepimiz için zor bir süreç. Bizler pandemi öncesinde ‘rutin’ hayatlarımıza devam eden, okula-işe giden, marketinden-manavından-pazarından alışveriş yapan, arada arkadaşlarıyla dışarıda buluşup sosyalleşen, bazen dışarda kahvaltıya- akşam yemeğine çıkan, sinemaya, tiyatroya, parka giden ‘sosyal’ insanlar olarak ‘normal’ hayatımıza devam ediyorduk.  

Bu süreçte davranışlarımız, hissettiklerimiz normal mi? 

Normali doğal olan, alışılagelmiş olan olarak adlandırdığımızda, kendimizi değil de bu yaşadığımız günleri anormal günler olarak adlandırmamızda sorun olmayacaktır. 

Corona geldi kapımızı tıklattı ve şok döneminde her birimiz öncelikle marketlere koştuk  ve erzak ve temizlik malzemeleri stoklamaya başladık. Eczanelere koşarak maske, eldiven ve ilaç stoklamaya başladık. Bu stokçulukla aslında kendimizi korumaya, güvenli bir alan oluşturmaya çalıştık. Ancak bunu yaparken ‘ben’ diye düşündük ve bizim gibi tehdit algısı içerisinde olan ‘diğerlerini’ düşünemedik. Var olan kaynakların paylaşılması, herkesin ihtiyacı kadar alması gerektiği bize ne kadar aktarılsa bile ilk günlerde ‘ben’den çıkamadık.  

Yakın olduklarımızla, çevremizdeki insanlarla sürekli iletişim kurarak eksiklerimizi görmeye ve tamamlamaya çalıştık. Yani bir arkadaşımız 5 kutu tuvalet kağıdı aldıysa ve biz 2 tane aldıysak, hemen bu eksiğimizi gidermeye çalıştık. Birbirimizi birçok alanda tetikledik.  

Sürekli temizlik yapma ihtiyacı duyduk. Sürekli son dakika gelişmelerini takip ederek, tartışma programları izledik. Öğrendiğimiz kesin olmayan bilgileri birbirimize aktararak yaşanan kaygı ve korkularımızı tetikledik. 

Büyüklerimizi korumak için onların yanına gitmedik. Aile kavramının önemini iyice kavradık.   

‘Benim’ iyi ve sağlıklı olabilmem ve hayatın normalleşebilmesi için ‘senin’ de iyi olabilmen gerektiğini algıladık. Hatta ‘diğerlerinin’ de. Çünkü bu durumun tamamen bitebilmesi için hepimizin iyi olabilmesi gerektiğini artık öğrendik.  

Dil, din, ırk, zenginlik, makam mevki dinlemeyen bu virüsün hepimize eşit yaklaşmasıyla gereksiz harcamalarda azalma, lüksten uzaklaşma, ırkçılıkta azalma gibi bize öğrettiği güzel şeyler var. 

Bu dönemi psikolojik olarak nasıl yönetmeliyiz? 

Evet, hepimiz aynı süreci yaşıyor olsak da, her birimiz bu süreci farklı yönetiyoruz. Göremediğimiz, dokunamadığımız gerçek bir tehlike algısıyla zor bir mücadeleye girdik. Kimimiz bu dönemde bir içe yönelme yaşadık. Hayatın yavaşlaması ve izolasyonla beraber kendimize ayırdığımız vaktin artmasını fırsata çevirdik. Ben kimim, neleri seviyorum, neleri sevmiyorum, nasıl bir hayat geçirmek istiyorum, doğru bir yolda mı ilerliyorum, mutlu muyum, daha iyi bir hayat için neler yapabilirim gibi birçok soruyu kendimize yönelterek kendini keşfe çıktık. Anne-babamızla, eşimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla.. kısacası bize en yakın halkada olan en önemlilerimizle geçirdiğimiz vakitlerin kalitesini değerlendirdik. Yepyeni, güzel kararlar aldık. Aslına bakarsanız bu şekilde ‘psikolojik büyüme/olgunlaşma’ gerçekleştirdik. Yani başladığımız noktaya göre aslında şu anda içsel olarak daha ileri bir noktaya geldik. Ancak kimimizde ise kaygı ve korkularımızın arttığı, kendimizde sürekli bulaş riski algıladığımız, sürekli en kötü senaryoları kurguladığımız günler yaşanıyor. Belki bu dönemden önce panik bozukluk vb. kaygı bozuklukları ya da depresif belirtiler gösteriyor olabiliriz belki de bu tarz belirtileri ilk kez yaşıyor olabiliriz. Korku ve kaygılarının belirgin bir şekilde artarak bu durumdan kendisinin veya çevresinin rahatsızlık duyması, sürekli bir tehdit altında hissediyor olması, uyarılmışlık düzeyinde artış, hastalığın kendisine bulaştığına dair gerçekçi olmayan korkular (hastalık hastalığı) yaşıyorsa eğer bir ruh sağlığı uzmanından yardım alması önemlidir.  

Bu geminin kaptanı sağlık personeli 

Sağlık personelinin ilk aşamada şaşkınlık göstermesi ve hemen ardından aşırı özgeci davranış sergilemesi gayet normal bir durum. Ancak kısa bir süre içinde bu işin ciddiyeti, bulaş riski, aşırı yorgunluklar, istirahat edememe ve belki de en önemlisi çocuğunun, sevdiğinin yanına gidemeyip, onlara temas edemedikçe zorlanmalar başlar ve tükenmişliğe doğru gidebilir. Hayat kurtarmak ve faydalı olmak kişilerde motivasyonu arttırıcı bir güç. İçinde bulunduğumuz an’da ve sonrasında da sağlık personelinin psikolojik desteğe ihtiyacı olacaktır. Ancak öncelikle tüm tıbbi ihtiyaçlarının karşılanarak değerli olduğu ve çok önemli bir iş yaptığının mesajının verilmesi önemli. Elbette ellerinde tıbbi malzemelerin fazlasıyla olması ve sürekli her yerin, her şeyin dezenfeksiyonun yapılmasını zaten bu işin olmazsa olmazı, bu konuyu geçiyorum. Çalışma saatlerinin ayarlanmasından ek ödemeye, dinlenme odalarından çay kahve ihtiyaçlarına kadar her şeyin düşünülmesi ve planlanması gerekir. Sağlık personeli için mantıklı ve insancıl bir sistem kurulması, tüm personel arasında hakkaniyet algısının sağlanması çok önemli.  

Bir de dışarıda bulunması gereken kolluk kuvvetleri, kuryeler, pazarcılar, market-fırın çalışanları, özel ve kamu personelleri, şoförler gibi birçok iş kolu var. Bizler, her birimiz üzerimize düşen görevleri yapmalı ve çalışması zorunlu olan bu kişilerin işlerini kolaylaştırmalıyız. Şunu unutmamalıyız ki bu dönemde kimse dışarı çıkmak istemiyor. Herkes evinde, kendi güvenli alanında, herhangi bir maddi kaygı gütmeden sevdikleri ile güvende olmak istiyor. Bunu ben nasıl istiyorsam, sağlıkçılar da kuryeler de istiyor. Çalışmak için güvenli alanından çıktığı zaman ise haklı olarak en az insanla temasa geçmek istiyor. En başta söylediğim gibi ‘benim’ iyi olmam için ‘senin’ de iyi olman lazım.  

Bu döneme baktığımız zaman aslında özümüzde olup da uzaklaştığımız her şeye yakınlaştığımızı görüyoruz. Coronavirüsü bize çok zengin olsan da evde oturabileceğini, lüks kıyafetlerin bir anlamı olmadığını öğretti. Artık büyüklerimizi daha çok düşünüyor, onları arayıp nasıl olduklarını, herhangi bir ihtiyaçlarının olup olmadığını soruyoruz. Hanemizin içindekilerle daha iyi diyalog kurmayı, paylaşmayı, imeceyi ve birçok şeyi öğreniyoruz. Evde kaldığımız ve hayatı yavaşlattığımız bu dönemde kendimizle olumlu diyalog kurmalı, iç dinamiklerimizi keşfetmeli ve psikolojik olarak kendimizi beslemeliyiz.